| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

superbabaanne

21 "hürriyet haber" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"hürriyet haber" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Kızlarını 19 kez hamile bıraktı

Özel Arama
.hurriyet2008-detailbox-newslink { font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size:13px; font-weight:bold; text-decoration:none; color:#000000;} .hurriyet2008-detailbox-newslink:hover { font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size:13px; font-weight:bold; text-decoration:underline; color:#990000;}
Kızlarını 19 kez hamile bıraktı
İngiltere sapık babayı konuşuyor. Kızlarını 19 kez hamile bıraktı. Dokuz bebekleri oldu.

İngiltere'de iki kızına tecavüzle suçlanan korkunç baba, 19 kez hamile kalan kızlarının dokuz bebek doğurduğunu itiraf etti.

Bodruma kapattığı öz kızına 24 yıl tecavüz edip, ondan yedi çocuk sahibi olan Avusturyalı korkunç baba Josef Fritzl unutulmadan, gözler bu kez İngiltere'deki sapık babaya çevrildi. Sheffield kentinde yaşayan 56 yaşında ismi açıklanmayan adam, iki kızına defalarca tecavüz ettiğini itiraf etti.

Yedi çocuk yaşıyor

İngiliz polisi, korkunç babayla ilgili detayları sır gibi saklıyor. Ancak mahkemenin görüldüğü bölgede yayımlanan Sheffield Telegraph isimli gazete, ifadeleri ele geçirdiğini iddia etti. Haberde, adamın öz kızlarına defalarca tecavüz ettiğini ve onları hamile bıraktığını itiraf ettiği belirtildi.

Kızlarına 25 defa tecavüz ettiğini söyleyen adam; küçük kızını 12, diğerini yedi kez hamile bıraktığını kaydetti. Bu ilişkilerden dokuz çocuğun doğduğunu söyleyen korkunç baba, bebeklerin ikisinin birkaç saat içinde öldüğünü ifade eti. Babanın kızlarından biri "Nefretle doğan çocuklarımızı yine de çok seviyoruz" dedi.

İnternette izinizi kaybettirin

Özel Arama
İnternette izinizi kaybettirin
Hepimiz internette yaptığımız şeylerin başkaları tarafından görülmemesini isteriz. İnternette iz bırakmadan ve güvenli bir şekilde sörf yapmanın 7 yolu...

   

Her insanın kendi özel hayatı vardır ve kimse kendisinin bildiği bazı şeyleri bir başkasının bilmesini istemez. Bu durum sadece gerçek dünyada değil, sanal dünya  da dediğimiz internette de geçerlidir.

Email hesaplarından banka hesaplarına kadar sadece kişinin kendisinin bilmesi gereken hayati önemdeki bazı bilgilerinin zararlı yazılımlar aracılığıyla üçüncü şahısların eline geçtiğini maalesef son yıllarda sıkça işitir olduk.

Bu tip olayların meydana gelmesinde elbette pek çok faktör var ama özellikle içlerinden iki tanesi hacker'ların işini son derece kolaylaştırıyor: Güvenlik yazılımları bulunmayan bilgisayarlar ve bilinçsiz kullanıcılar.

Güvenlik yazılımlarının kurulu olmadığı bir sistemin hacker'ların hedef tahtasında olduğu açıktır. Bunun yanında güvenlik yazılımlarıyla donatılmış bir sistemin de yeterli gelmediği zamanlar vardır. Kullanıcıların gelişigüzel ve güvenilir olmayan sitelere girmesi ve internetin tehlikelerine karşı yeteri kadar dikkatli olmaması, büyük sorunlara neden olabiliyor.

Ancak bazı yöntemleri izlemek suretiyle bu tip tehditlerden kendinizi koruyabilmeniz mümkün. Hürriyetden okuduğum bir haber sizlerle paylaşmak isdedim.kendinizi korumanın 7 yolunu ögrenmek isterseniz hürriyetden bakabilirsiniz

 

DİŞ SAĞLIĞI ÖNEMLİDİR

Özel Arama


.hurriyet2008-detailbox-newslink { font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size:13px; font-weight:bold; text-decoration:none; color:#000000;} .hurriyet2008-detailbox-newslink:hover { font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size:13px; font-weight:bold; text-decoration:underline; color:#990000;}
Diş konusunda geriyiz
Türk Diş Hekimleri Birliği: Diş ve sağlığı konusunda geri kalmış ülkelerden farksızız. Acil önlemler alınmalı ve halk bilinçlendirilmeli.

TÜRK Diş Hekimleri Birliği (TDB) Genel Başkanı Celal Korkut Yıldırım, Türkiye'nin diş ve ağız sağlığı konusunda geri kalmış ülkelerden farksız olduğunu söyledi.

Türkiye’de diş eti ve diş hastalığının ciddi boyutlarda olduğu halde hükümetin diş sağlığı konusunda adım atmadığını öne süren Yıldırım, Türk halkının ağız sağlığının geri kalmış insanların tablosunu yansıttığını vurguladı. TDB Genel Başkanı Yıldırım, 24-27 yaş grubu erkek ve kadınların 7-9 işleme ihtiyaç duyduklarını, 12 yaş grubundaki çocukların 1.5 olması gereken işlem sayısının 4.5 olduğunu bildirirken şöyle dedi:

“Türkiye'nin yüzde 95'inin çürük diş tedavi ve diş eti tedavisi söz konusu. Kırsal alanlara gittiğinizde bu sayı artıyor. Bu Türkiye'nin ayıbıdır. Sağlık Bakanlığı, kamu personeli 5 bin 500 civarındaki diş hekimi ile toplumun ihtiyacını karşılayamaz. Yapılan araştırmalara göre çocuk yaşlardan itibaren görülen en yaygın sağlık sorunları arasında diş hastalıkları ilk sıralarda yer alıyor. Bunun için hükümet diş hekimleriyle ilgili ellerini çabuk tutmalıdır.”

Diş ve diş eti sağlığının küçümsenmeyecek derecede tehlikeli olduğunu anlatan Yıldırım, “Diş ve diş eti iltihabı olan hastaların diğer insanlara göre kalp krizi geçirme riskleri 6-7 kat daha fazla. Düşük yapma tehlikesi de oldukça fazla. Böyle risk faktörlerini oluşturan bir hastalık Türkiye’de maalesef ciddiye alınmıyor” diye konuştu.

Kadın_AnneCocuk

Özel Arama

Kadin_AnneCocuk
Prematüre bebekler, normal doğan bebeklere göre daha savunmasızdırlar bu nedenle bakımları çok daha fazla özen ister.

Vaktinden önce doğan ve bu nedenle anne karnında gelişimini tam olarak tamamlayamadığı için dış dünyada daha çok mücadele vermek zorunda kalan prematüre bebekler hakkında International Hospital Çocuk Hastalıkları ve Yenidoğan Uzmanı Dr. Murat Palabıyık ile görüştük.

Bebek prematüre doğduğu için aşı yapılmalı mıdır yoksa beklemek gerekir mi?
Asla aşılarını geciktirmemek gerekiyor. Sadece hepatit B aşısını bebeğin kilosu 2 kiloya ulaşana kadar erteleyebiliyoruz. Diğer bütün aşılar takvim yaşına göre yapılıyor.

Bebeğin yatış pozisyonu önemli midir?
Ani bebek ölümlerindeki önemli faktörlerden bir tanesi bebeğin prematüre doğması ve yüzüstü yatmasıdır. Bu bebeklerin evde sırt üstü yatması gerekir. Hafif başı yana dönecek şekilde yatmalılar. Yan yatmayı sağlayacak yastıklar vardır fakat bunları çok fazla önermiyoruz; çünkü yastık desteği aldığında ilerleyen aylarda bebek koluyla yastığı iterek yüzüstü pozisyona geçebilir ve solunumu engellenir.

Oda sıcaklığı bebeğin sağlığı açısından önemli midir? Kaç derece olması gerekir?
Bir diğer faktör de aşırı sıcak çevre ve aşırı kalın örtülerdir. Anneler çocuğu üşütmekten korkar ve odayı iyice ısıtırlar. Kapılar kapatılır, camlar açılmaz. Çok sıcak ve havasız bir ortam yaratılır. Bebek bir de kat kat giydirilir. Bu da ani bebek ölümü riskini artırır. Bütün bebekler için geçerli olan şey ferahlıktır. Oda sıcaklığının serin yani 20-22 derece olması yeterlidir. RSV gibi virüsler böyle sıcak ve nemli ortamları severler. Çocuğu soğukta bıraktığınız zaman üşütmez, aşırı sıcakta bıraktığınızda üşütür.

Prematüre bebeklerde ilerleyen dönemde spastik belirtiler ortaya çıkabilir mi?
Prematüre bebekler de spastik çocuklar olabiliyorlar. Eskiden yoğun bakım imkânlarının gelişmediği dönemlerde çok şiddetli beyin kanamaları olur ve bebeklerde ağır hasarlar meydana gelirdi. Bu çocuklar maalesef, spastik tetra parazi dediğimiz, kolların bacakların tutmadığı, yatalak, nöbet geçiren çocuklar halinde taburcu edilirlerdi. Ama günümüzde yoğun bakım ünitelerindeki olanaklarla birlikte bu risk azaldı. Fakat yine de hiçbir sorun olmasa bile bu bebeklerin 6. aydan itibaren ayakları at ayağı gibi öne doğru dönmeye başlıyor ve ayaklarının ucuna basarak yürüyor. Buna spastik diparezi diyoruz.

Prematüre bebekleri virüslere ve enfeksiyonlara karşı korumak için nelere dikkat edilmeli?
Kronik akciğer hastalığı da bu bebeklerde görülebiliyor. Özellikle uzun süre solunum cihazına bağlı kalmış bu bebeklerin akciğer yapısı değişebiliyor. Bazı enfeksiyonlara karşı dirençleri azalıyor. RSV virüsü bunların başında geliyor. Prematüre bebek eve gittikten sonra hayatının ilk bir yılı içerisinde çok dikkatli bir biçimde korunmalıdır. RSV denilen virüs hafif bir burun akıntısı yapar, o gün burnumuzu çekeriz, sileriz, başka bir şey yapmaz. Defalarca RSV enfeksiyonu oluruz fakat bizde bağışıklık yapmaz. RSV virüsü elde yaşar, eliniz burnunuza değdiğinde bu virüs elinizdedir ve elinizi yıkamadan prematüre bebeği ellerseniz o RSV virüsü bebeğin akciğerlerine gider. Bebek hastaneye yatmak hatta yoğun bakımda solunum cihazına bağlanmak zorunda kalabilir. Bunu engellemek için el temizliği çok önemlidir.

DİŞ DOSTU BESİNLER

Özel Arama
Dişlerinizin daha temiz ve sağlıklı olmasını ister misiniz? Cevabınız evet ise bu önerileri okuyun...

Dişlerimizi doğal yöntemlerle korumaya yardımcı olan besinleri, Plusdent Diş Kliniği'nden Diş Hekimi Mehmet Zahid Kazandı anlattı. İşte o besinler 

İşte Diş Sağlığı İçin Tüketilmesi Gereken Besinler;/_np/6558/6676558.jpg

1. Kereviz; Kereviz dişlerimizi iki yolla korur. Kereviz extra çiğnememizi gerektiren bir yiyecektir bu da ekstradan tükürük salgılamamıza ki bu da çürüklere neden olan bakterileri etkisiz kılmamıza yarar sağlar. Buna ilaveten lifli ya da sert yapıda ki doğal yiyecekler dişetlerine masaj yapar ve diş aralarını temizler.

2. Peynir; Peynir dişleriniz için birden çok yarar sağlar. İlk olarak ağzınızın PH dengesini ayarlamaya yardımcı olur. Aynı zamanda çürüklere karşı koruyup, yeni çürükler olmasını engellediğini belirten Diş Hekimi Mehmet Zahid Kazandı şekerli gıda alındıktan sonra yenilecek bir parça peynirin, şekerin dişleri çürütme etkisini giderme açısından son derece önemli olduğu ilave ediyor.

3. Yeşil Çay; Yeşil çayda bulunan katesin maddesi ağızdaki bakterilerin yok olmasına yardımcı olurken aynı zamanda kansere karşıda etkili oluyor Dolayısıyla ağız kanserlerine karşıda etkili bir maddedir. Bu madde aynı zamanda kötü ağız kokusuna neden olan bakterileri de ağızdan uzaklaştırmaya yardımcı olur. 

4. Kivi; Vitamin C eksikliği dişetlerinizi hassaslaştırabilir, bakterilere karşı daha dirençsizleştirebilir.  Bu durumda da periodontal rahatsızlığa yakalanabilirsiniz. Bu durumla karşılamamak için yeterince C vitamini almalısınız ve bunun içinde kiviyi seçebilirsiniz çünkü kivi diğer meyvelere göre daha fazla vitamin C içerir.

5. Yoğurt; Kalsiyum açısından zengin olan yoğurdun dişlere olan faydaları saymakla bitmez. Kalsiyum periodontal rahatsızlığı olan kişilerdeki diş kökleri iltihaplı cep sayısını azaltır. Kalsiyum, periodontal rahatsızlık dolayısıyla oluşmuş sallantılı ve gevşek dişleri iyileştirmede yardımcı olur. Kalsiyum, diş kayıplarını önlemeye yardım eder. Eğer sizde diş sağlığınızı düşünüyorsanız, kalsiyum deposu olan yiyecekleri tercih edin.

6. Maydanoz; Ağız kokusuna neden olan yiyecekleri tükettikten sonra biraz maydanoz çiğnemek hoş bir ağız kokusuna sahip olmanıza yardımcı olacaktır. Bu sayede ise kötü ağız kokusu maydanoz sayesinde hoş bir kokuya dönüşür.

7. Çilek; Çilek dişlere ve dişetlerine iyi gelir. Aynı zamanda diş taşlarından doğal yöntemle kurtulmanın formülünü taşımaktadır. İçinde bulunan çeşitli asitler diş diplerinde biriken taşları eritir. Diş taşlarının oluşumunu engeller.

8. Kuru Yemişler, Kuru yemişler ve çekirdekler dişi kaplayarak bakterilere karşı koruyucu bir tabaka oluşturan doğal yağlar içerirler. Bu yağlar diş minesinin güçlenmesine yardımcı olarak çürümelere karşı daha dayanıklı olmasını sağlar ve çekirdekleri de kalsiyum içerir.

9. Elma; Elmanın kabukla yenilmesinin bir yandan dişlerin kuvvetlenmesini sağlarken bir yandan da içerisindeki maddelerle dişleri temizlediğini aktaran Kazandı, "Elma, havuç gibi meyveleri ısırarak yenilmesini tavsiye ederim" diye ekledi

10.  Balık; Balığın içeriğindeki fosfor, kemik ve diş dokusunun teme maddelerinden bir tanesidir. Bunlarda dişleri sertleştiren fosfor bulunmaktadır. Dolayısıyla daha sağlıklı dişler için haftada bir kez balık tüketilmelidir.

Kriz Türk Lirası'nı kötü vurdu.

Özel Arama

Bir ayda çöktü

 


Bir ayda çöktü
YTL'nin dolar karşısındaki mutlu günleri sona erdi. YTL'nin son bir ayda dolar karşısındaki değer kaybı yüzde 37'yi buldu.Yeni

Uluslararası piyasalardaki kriz Türk Lirası'nı kötü vurdu. Özellikle gelişmekte olan ülkelere karşı risk algılamasının değişmesi, yabancı fonların dolar talebi ve yerli tarafında dolar satışının kesilmesi, YTL'nin uzun süredir görmediği seviyelere gerilemesine neden oldu. 

Dolar kuru bugün 1.70 YTL seviyesine kadar çıkarken, son 28 ayın zirvesine tırmandı.  

Doların sadece son bir aylık hareketine bakıldığında ise çok daha dramatik bir tablo ortaya çıkıyor. Eylül ayının son günlerinde 1.23'lü seviyelerde hareket eden dolar, gelinen nokta itibariyle yüzde 37 değer yitirdi.

Buna göre 1 ay önce 10 bin YTL ile 8 bin 130 dolar alınırken, şimdilerde bu rakam 5 bin 882 dolara kadar geriledi. Böylece elinde 10 bin YTL'si olan bir yatırımcının portföyü sadece bir ay içerisinde 2 bin 248 dolar erimiş oldu.

Yılbaşından bu yana olan harekete bakıldığında ise doların düşüşü yüzde 40'ı aştı. Yılbaşında cebindeki 10 bin YTL'si ile 8 bin 536 dolar alabilen vatandaş, şimdi bu para ile sadece 6 bin 60 dolar alabiliyor.

Yumurtasız kahvaltı olmaz

Özel Arama
yumurta
 
Sabah kahvaltısında yumurta yemek dikkati artırıyor ve tüm gün zinde tutuyor.

Sabah kahvaltısında yumurta tüketmenin önemine dikkat çeken Hacettepe Üni. Sağlık Bilimleri Fak. Beslenme ve Diyetetik Bölümü’nden Prof. Dr. Neslişah Rakıcıoğlu, sabah kahvaltısında yumurta tüketilmesinin, dikkati artırdığını ve öğlen saatlerine kadar kişinin kendini tok hissetmesini sağladığını belirtti.

“Kıran Kazanır” kampanyası ile kamuoyunu yumurtanın faydaları hakkında bilinçlendirmeyi amaçlayan Yum-Bir’e (Yumurta Üreticileri Merkez Birliği) proje bilimsel danışmanlığı da yapan Prof. Dr. Neslişah Rakıcıoğlu, özellikle hızlı büyüme ve gelişme dönemindeki çocukların bilişsel performansları, öğrenme düzeyleri ve gelişimleri üzerindeki olumlu etkileri sebebiyle kahvaltılarında yumurtanın eksik olmaması gerektiğini söyledi.

Son yıllarda yapılan birçok çalışmada, kahvaltının okul çağı çocuklarında bilişsel performans ve öğrenme düzeyleri üzerine olan etkilerinin incelendiğini belirten Rakıcıoğlu, çalışmaların sonuçlarına göre, düzenli kahvaltı yapan yetişkinlerde ruhsal durum, hafıza ve mental işlevlerinin, çocuklarda ise okul performanslarının (okula devam etme, öğrenme kapasitesi, eğitilebilirlik durumu) daha iyi olduğuna dikkat çekti. Rakıcıoğlu, öğün atlamayan, sabah kahvaltı yapma alışkanlığı olan bireylerin uzun dönemde beslenme düzeyi ve sağlık durumlarında gelişim gözlemlendiğini söyledi.

Yumurta diyet programlarında da gönül rahatlığıyla tercih edilebilir…

Prof Dr. Neslişah Rakıcıoğlu’nun açıklamalarına göre; kahvaltıda glisemik indeksi düşük ve orta olan besinlerin tercih edilmesi öğlene kadar olan dönemde kişinin kendisini tok hissetmesini sağlıyor. Kahvaltıda karbonhidrat kaynağı olarak yulaflı ürünler, tam tahıl unundan kepekli ekmekler gibi düşük glisemik indeksli besinlerin tüketilmesi kan şekeri düzeyinde uzun dönemde hafif bir artışa neden olur. Sabah kahvaltısına eklenen bir yumurta, yüksek protein içeriği sayesinde insülin yanıtını artırır.

Düşük glisemik indeks içerikli bir kahvaltı sonrasında, öğle yemeğinde enerji alımının daha düşük olduğu görülmüştür. Yine hafif şişman ve şişman yetişkinlerde yumurtanın yer aldığı bir kahvaltının tüketilmesi öğle öğünü ve gün içerisinde daha az enerji alımını sağlamıştır. Ağırlık kaybı programlarında, öğündeki karbonhidratlı besinlerin azaltılması ve yüksek kaliteli protein düzeyinin artırılması ile vücut kompozisyonunda olumlu değişikliklerin sağlanabileceği bildirilmiştir. Bu nedenle sabah kahvaltısında yumurta tüketilmesinin vücut ağırlığını kontrol uygulamalarında yararlı olabilecektir. Kahvaltı içeriğinin geliştirilmesinin şişmanlığa neden olacağı konusunda bir kanıt olmamakla birlikte, sabah kahvaltısını atlayan çocukların daha şişman oldukları saptanmıştır. Kahvaltı yapılması ve ağırlık kontrolü arasındaki ilişkide fiziksel aktivite yapma durumunun da etkili olabileceği düşünülmektedir.

Soğukta gözlerinizi koruyun

Özel Arama
Kış aylarında cilt bakımına, saç sağlığına ve beslenmeye dikkat ederken vücudumuzun en hassas organlarından gözlerimize çok fazla özen göstermeyiz.Soğukta gözlerinizi koruyun

Oysaki soğuk havalar ve zorlu kış şartları göz sağlığımız ile ilgili büyük bir tehlike unsurudur. Kış aylarında; göz alerjileri, gözlerde kızarıklık, çapaklanma, kaşıntı, sulanma, yanma, batma, ağrı ile kendini gösteren göz enfeksiyonlarına kadar pek çok sorun baş gösterebilir. Bu nedenle göz sağlığına kış aylarında özellikle dikkat edilmesi gerekir. Memorial Göz Merkezi'nden Op Dr Mustafa Temel, “Kış aylarında sık görülen göz enfeksiyonları ve korunma yolları” hakkında bilgi verdi.

Göz alerjilerinden korunun

Normalde gözler de vücudumuzun diğer bölümleri gibi pek çok mikroba karşı dirençlidir. Gözün dışa açık kısımlarını devamlı yıkayan, temizleyen gözyaşı; enfeksiyondan korunmada önemli roller oynar ve içinde mikroplara karşı bazı maddeler taşır. Gözyaşı azaldığında ya da yapısı bozulduğunda, enfeksiyon riski artar. Ayrıca; göz alerjileri, soğuk havaya maruz kalmada enfeksiyon için risk oluşturur.

Temizlik şart

Konjonktiva, kornea, kapaklar, gözyaşı sistemi iltihapları sıklıkla karşılaştığımız enfeksiyonlardandır. Tek veya iki taraflı olabilir. Konjonktivitler bakteriler, virüsler başta olmak üzere çeşitli mikroplarla olabilir ve alerjiler, kimyasal maddelerle temas, tedavi edilmemiş gözlük kusurları, kontakt lens kullanımı, göz ve el temizliğine dikkat etmeme gibi nedenler, mikropların enfeksiyon yaratmalarında etkili olabilir.

Kornea tabakasında oluşan enfeksiyonlar ise görmeyi de etkileyebilir, kalıcı görme kaybına yol açabilir hatta tedavi edilmediği takdirde gözün kaybına kadar da gidebilir. Herpes keratiti, bakteriyel keratit en bilinenlerdendir. Mantar keratiti çok seyrek olmakla birlikte üstesinden gelinmesi bir hayli zor bir klinik durumdur. Hastalar başka hastalıklarda olduğu gibi bu hastalıklarda da bazen maalesef uzmanına danışmadan, başkalarının önerisiyle, bilmeden kortizon gibi son derece zararlı olabilecek bazı ilaçlar kullanmaktadırlar. Bu kullanım görme kaybına yol açabileceği gibi daha sonra uygulanacak doğru tedavinin başarısızlığına da neden olabilir. Kornea enfeksiyonlarında; batma hissi, ışıktan rahatsızlık çoğu kez en rahatsız edici şikayetlerdir. Ancak kızarıklık, sulanma şikayetleri de sıklıkla görülür.

Vitaminlere ne kadar ihtiyacımız var

Özel Arama
haplar
Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği (TİHUD) tarafından 15-19 Ekim 2008 tarihleri arasında Antalya'da düzenlenen 10. Ulusal İç

Hastalıkları Kongresi'nde düzenlenen basın toplantısında, ''Kanıta Dayalı Tıp'', ''Soğuk Havada Aşının önemi'', ''Vitaminlerin Yaşamımızdaki Yeri'', ''Sigara ve Alkol'', ''Gebelik ve İç Hastalıkları'' gibi çeşitli konular hakkında bilgi verildi.

Kongrede sunum yapan hekimlerden Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim üyesi Doç. Dr. Gül Öz de yaptığı konuşmada, vitamin ve minerallerin metabolizma için gerekli maddeler olduğunu belirterek, sağlıklı olmak, vücut fonksiyonlarını devam ettirmek ve büyümeyi sürdürmek için bu maddelerin küçük miktarlarda alınmasıyla mümkün olduğunu bildirdi.

Vitaminlerin, vücutta kimyasal reaksiyonların hızını ayarlamaya yardımcı bir grup organik madde, minerallerin ise kemiklerin ve yumuşak dokuların önemli bir elemanı olan doğal, organik olmayan bir madde olduğunu anlatan Öz, şu bilgileri verdi:

''Vitaminler doğrudan enerji kaynağı değil günlük gıdalarla alınan besin öğeleridir. Günümüzde, yetişkinlerin çoğu besleyici bir diyete rağmen gıdalardaki vitamin ve minerallerin vücut tarafından yeterli emilemediği veya kullanılamadığı düşüncesiyle vitamin desteği kullanmaktadır. Oysa normal yemek düzeninde, bu destek ürünlerini yüksek dozlarda almak hem faydasız hem de tehlikelidir. Bir hastalık veya eksiklik söz konusu değilse 'mega dozlarda' vitamin alımına gerek yoktur ve böyle bir kullanımı doktorlar da önermezler. Bir vitaminin aşırı yüksek dozda alınması, başka bir vitaminin miktarı normal olsa bile kullanımını engelleyebileceği için her vitaminin dengelenmiş düzeyleri izlenmelidir. Örneğin, K vitamini eksikliği yüksek dozda E vitamini kullanımına bağlı olabilir. Yüksek E vitamini, vücudun K vitamini ihtiyacını arttırarak bu vitaminin eksikliğine neden olabilir. Aşırı miktarda mineral alımı da özellikle gebe ve süt veren kadınlarda, çocuklarda ve yaşlılarda riskli olabilir.''

SİGARA VE ALKOL ÖLÜMCÜL İKİLİ

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gülay Sain Güven de sigara ve alkol kullanımın zararlarına ve arasındaki bağa ilişkin bilgi verdi.
Güven, genellikle alkoliklerin, alkolik olmayanlara göre daha çok sigara içtiğini, sigara içenlerin de daha çok alkolik olduğunu belirterek, sigara içilmesi ile alkol kullanımı arasında davranışsal bir ilişkinin söz konusu olduğunu dile getirdi. Güven, ''Ayrılmaları zor. Çünkü alkol, nikotinin neden olduğu haz etkisini artırıyor bu da alkollü içkiler içerken daha çok sigara içilmesine neden oluyor. Hem nikotin hem etanol beyinde, bağımlılığın altında yatan pozitif güçlendirmede rol oynayan dopaminin konsantrasyonunun artmasına neden oluyor'' dedi.

Basın toplantısında ayrıca, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kerim Güler gebelik döneminde görülebilecek iç hastalıklarının anne adayı ve bebek için çeşitli sağlık sorunlarına yol açabileceğine dikkati çekerek, ilaçların mutlaka hekim kontrolünde kullanılması gerektiğini söyledi.

KADINLAR NEDEN DAHA UZUN YAŞAR?

Özel Arama
Tüm dünyada - istisnasız - kadınlar erkeklerden daha uzun yaşıyor. Kadınların lehine olan bu farklılık Hindistan'da 1 yıl, Çin'de 4 yıl, ABD'de 7 yıl, Türkiye'de 6-8 yıl, Rusya'da 12 yıldır. İşte muhtemel açıklamalar!

Kadınlar sağlıklarına daha düşkünler ve sağlık sorunlarına karşı daha duyarlılar. Doktorlarına daha sık ve daha erken başvururlar, sağlık kontrollerini daha düzenli yaptırırlar. Önerilere de  dikkatle uyarlar.

Daha az sigara, alkol, kahve ve bağımlılık yapan maddeler kullanırlar. 

İşyeri ve çevresel kirlenmelere yol açan toksinlerle  daha az temas ederler.

Trafik kazaları, işyeri kazaları, intihar ve cinayet gibi beklenmedik sebeplerle ölümler kadınlarda daha düşüktür.

Daha iyi ve daha dengeli beslenirler. 

Aile ilişkilerine yüksek düzeyde bağlılık ve önemseme, aileye ve topluma aidiyette duygusal samimiyet, dostluk, arkadaşlık, komşuluk duygusu gibi iyilik hali veren ruhsal yapılanmalar kadınlarda daha yüksektir. Dini duygular ve düşsel bağlar daha gelişmiş seviyededir. 

Çok eşlilik eğilimi ve heteroseksüel ilişkiler kadınlarda daha az, seksüel yolla bulaşan hastalıklara yakalanma oranı daha düşüktür.

Kolesterol yüksekliği ve damar sertliği sorunu erkeklere oranla daha azdır. Kalp ve damar hastalıklarının sıklığı daha düşüktür.

Sonuç: Kadınlar sağlıklı yaşamın bedensel ve ruhsal kurallarına daha uyumlular. İkinci zarlarını daha doğru atıyorlar ve daha uzun yaşıyorlar.