Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

superbabaanne

13 tane "insan" etiketli yazı bulundu (sayfa 1)"insan" tagli diger ogeler resimler , videolar

KÖR PİLOT

Özel Arama
Yolcular uçağın yanında otobüsten inmişler Bavullarını gösteriyorlar Bir bakmışlar uçak şirketinin minibüsü yanlarında durmuş İçinden kaptan pilotla, yardımcı pilot inmişler Yolcular fena halde şaşırmışlar Nasıl şaşırmasınlar… Kaptan pilotun elinde bir beyaz baston, kolunda üç noktalı bant… Yardımcı pilotun elinde bir köpek tasması, tasmanın ucunda bir köpek… Sağa sola çarparak öyle ilerliyorlar uçağa Günlerden bir nisan değil ama "Şaka herhalde" demiş yolcular, doluşmuşlar uçağa Uçak pistte hızla ilerlemeye başlamış Yolcuların gözleri camda, uçak hızlanmış Yolcular endişelenmeye başlamışlar Uçak daha hızlanmış Pistin sonu hızla yaklaşmaya başlamış… Uçak iyice hızlanmış… Bazı yolcular paniklemiş dua etmeye başlamışlar Uçak son hıza ulaşmış Bu arada pistin sonuna da ulaşmış 10 metre sonra betonun bitip çimlerin başladığı gören yolcular dehşet içinde çığlığı basmışlar Tam o anda da kaptan pilot levyeyi sonuna kadar çekmiş Uçak tam pist biterken tekerleklerini yerden kesmiş, havalanmış Kaptan pilot arkasına yaslanmış Derin bir nefes almış ve yardımcı pilota dönmüş:

-"Biliyor musun?" demiş,"Bir gün çığlık atmayacaklar ve hepimiz öleceğiz!

YALNIZLIK ,KAÇIŞ

Özel Arama
Yalnızlık

Oturdum üstüne çıkmıyorum seninde çıkarmaya niyetin yok.
Hazan mevsiminden kalkma vakti gelmedi mi ayağa.
Kendine bir kendin çizmek için kalemi eline al.
Hadi bırak kırıklıklarını kalk yerinden.
Bensiz bir sabah uyan artık.



Kaçış


Kalkacak bir sebep söyle.
Nasıl bitireceğim içimdeki son baharı.
Dökülecek mi kurumayan yapraklar.
Dinecek mi bu yalnızlık
Senin kadar farkındayım bunun böyle gitmeyeceğinin. Yapıştırmışım üstüme çıkmıyor, çokta niyetli değilim bırakmaya.




Yalnızlık

Sıkıldım artık senle olmaktan
Hadi bırak beni gideyim başka diyarlara
Başka birinde konaklayım biraz
Bir yol çiz kendine, mavi olsun,
İçinden ben geçmeyim yakıştırmıyorum maviyi kendime
Uğramayayım senin topraklarına bir daha
Kır zincirlerimi, özgür kalayım




Kaçış

Çizdiğim yolların sonunu biliyorsun
Sonları bir uçurumdu onların, hep düştüm aşağı, komalarda geçti ömrüm
Söyle seni niye azat edeyim, yakıştırıyorum kendime.




Yalnızlık

Doğru yol orda bir yerde.
İçinde hendekler, virajlar var biraz cefalı bir yol. Sonu uçurum da olsa düşmeyi de öğrenmelisin doğrusunu bulana kadar.


Yürümeye başla hadi çocukların ilk adımları gibi olsun.
Kapı eşiklerinde düş ve kalk yeniden.
Düşeceksin ama orda kalmayacaksın
Yürüyeceksin yine düşeceksin ama yılmayacaksın
Çok sıkıldım bırak beni




Suskunluk

Her şeyden kaçsan kendinden kaçabilir misin?
Sustursan söyleyeceklerini içindekileri sustura bilir misin?
Bana sığınmakla sarabilir misin yaralarını?
Nereye kadar susa bilirsin. Benle daha ne kadar yapabilirsin ya da ben senle ne kadar kalırım bir gün bende konuşacağım o zaman kime sığınacaksın.


Susturma içindekileri. Haykır bitsin sessiz çığlıkların, taşımayayım akıttığın zehri



Kaçış

Konuştum ne oldu?
Anlata bildim mi hissettiklerimi.
Anlamak istediler mi dillendirdiğim aşkı.


Dinlediler mi hiç canı gönülden.
Hep susturmadılar mı konuşmalarımı.
Boğazıma ilmikler geçirmediler mi. Boğmadılar mı masum kelimeleri.
Kaçışlarım kendimden, susturdum söyleyecekleri mi?




Suskunluk

Anlatmaktan vazgeçmemelisin, yılmamalısın.
Öksüz bırakmamalısın kelimelerini.
Sansürlere yenik düşmemeli dilin.
Suyun yatağını bulması gibi akıt yavaş yavaş.
Hadi konuş susma.




Kaçış

Ne anlatacak bir söz ne söylenecek bir kelime kaldı bende.
Vazgeçişlerde yüreğim.
Kendimden geçmişim
Kendimden kaçmışım daha ötesi var mı?




Yalnızlık ve Suskunluk
En kötüsü.
Kendi çaresizliğini kendinin yaratması.
Duvarlar örmüşsün etrafına.


Kimseyi almıyorsun içeri.
Girmek isteyenleri de elinle iteliyorsun
Çıkmayacak isteyeceksin bir gün.


Bakmışsın
Vurmuşsun dibe


Duyuramayacaksın sesini kimseye
Çığlıkların karşılıksız kalacak
Kocaman bir kalabalığın içinde yalnızlıktan kaçarken yalnız olduğunu anlayacaksın


Haykıracaksın susturduklarını kimseler ses vermeyecek
Yak kalk yeniden başla bir yerden ya da kal olduğun yerde.

Fırtınada uyuyabilirmisin?

Özel Arama

Yıllar önce bir çiftçi, fırtınası bol olan bir tepede bir çiftlik
satın almıştı. Yerleştikten sonra ilk işi bir yardımcı aramak oldu.
Ama ne yakındaki köylerden ne de uzaktakilerden kimse onun çiftliğinde
çalışmak istemiyordu. Müracaatçıların hepsi çiftliğin yerini görünce
çalışmaktan vaz geçiyor, burası fırtınalıdır, siz de vazgeçseniz iyi
olur diyorlardı.

Nihayet çelimsiz, orta yaşı geçkince bir adam işi kabul etti. Adamın
haline bakıp 'çiftlik işlerinden anlar mısın?' diye sormadan edemedi
çiflik sahibi. 'Sayılır' dedi adam, 'fırtına çıktığında uyuyabilirim' .
Bu ilgisiz sözü biraz düşündü, sonra boşverip çaresiz adamı işe aldı.
Haftalar geçtikçe adamın çiftlik işlerini düzenli olarak yürüttüğünü
de görünce içi rahatladı.

Ta ki o fırtınaya kadar...

Gece yarısı, fırtınanın o müthiş uğultusuyla uyandı. Öyle ki, bina
çatırdıyordu. Yatağından fırladı, adamın odasına koştu: 'Kalk, kalk!
Fırtına çıktı. Herşeyi uçurmadan yapabileceklerimizi yapalım.' Adam
yatağından bile doğrulmadan mırıldandı: 'Boşverin efendim, gidin
yatın. İşe girerken ben size fırtına çıktığında uyuyabilirim demiştim
ya.' Çiftçi adamın rahatlığına çıldırmıştı. Ertesi sabah ilk işi onu
kovmak olacaktı, ama şimdi fırtınaya bir çare bulmak gerekiyordu.

Dışarı çıktı, saman balyalarına koştu: A-aa! Saman balyaları
birleştirilmiş , üzeri muşamba ile örtülmüş, sıkıca bağlanmıştı. Ahıra
koştu. İneklerin tamamı bahçeden ahıra sokulmuş, ahırın kapısı
desteklenmişti. Tekrar evine yöneldi; evin kepenklerinin tamamı
kapatılmıştı. Çiftçi rahatlamış bir halde odasına döndü, yatağına
yattı. Fırtına uğuldamaya devam ediyordu. Gülümsedi ve gözlerini
kapatırken mırıldandı: 'Fırtına çıktığında uyuyabilirim'

Sıkıntılara zihnen (bilgi, plan), maddeten (tedbir)
hazırsanız, fırtına çıktığında uyuyabilirsiniz hayatınız boyunca...

BUNU okuyunca çok beğendim sizlerle baylaşmak istedim

Bu telefonunun sahibi kim?

Özel Arama

Bir golf kulubünün soyunma odasında bir sürü adam giyiniyormuş. Ortada duran bir cep telefonu çalmıs. Yakınındaki bir adam hands-free konuşmam düğmesine basmış ve giyinirken konuşmaya başlamış.
Adam: Alo
Kadın: Merhaba şekerim, kulupte misin?
Adam: Evet.
Kadın: Ay ben burda süpper bir deri ceket gördüm. 1000 dolarcık.
Alabilir miyim?
Adam: Oluur, madem cok sevdin, al tabii.
Kadın: Aslında buradan önce de galeriye uğradım. 2002 modelleri
gelmiş, tam istediğim renkte bir tane buldum.
Adam: Ne kadar?
Kadın: 60 bin dolarcık.
Adam: O parayı vereceksem bütün aksesuarlarını isterim ama...
Kadın:Yaşasınnn! Bir şey daha var. Geçen sene beğendiğimiz ev yine satılık ve 450 bin dolar istiyorlar.
Adam: Tamam, ama 420 bin dolardan fazla verme sakın.
Kadın: Oldu şekerim. Sonra görüşürüz. Seni seviyorum.
Adam: Ben de seni... Görüşürüz.
Adam telefonu kapatıp afallamış şekilde onu seyreden topluluğa döner ve sorar:
Bu telefon kimin, bilen var mı?"

Celladım Olsun Gözlerin...

Özel Arama
Ateşlere gebe kalmış, Temmuz`un avuçlarında Yokluğunun karları üşütüyor tenimi. Ne zaman ölümsüz sevdamızın İnce belli yokuşuna yönelsem, İki yüzlü ayazlar büküyor dizlerimi. Bir yudum umuda tutunmuşken Hüznün pusulasız yollarında Kaybediyorum ılık nefesimi.. Ve düşerken bıçağın sırtına, Al kanlara seriyorum Yüreğimin taze çiceklerini. Gül desenli çığlıklarımı, Tahta beşiklerde yükleyip İnce dudaklarında solmayı istiyorum. Yangınları sırtlanıp Ilık nefesinde közlenmeyi diliyorum. Közlendikçe bağrım; Yıldızlar serilecek ellerine, Karanfiller gülümseyecek gözlerine. Karanlığın suratına tokat gibi İnen sıcak gülüşünü görünce, Hançeri dudaklarından öpeceğim. Öptükçe hançeri, Baharların ayak uçlarına serileceğim. Yüreğinin cellatlığında Gözlerini son kez görüp Canımı kanlı pusulara teslim edeceğim. Şimdi beni öldü bilme yar. Bulutlara uzanıp Yağmurlara gebe kaldığımı düşün. Bir şafak vakti, Saçlarına Cennetin güllerini ekmeye Geleceğimi düşün. Şimdi yollarda olduğumu Yüreğine koştuğumu farzet. Geldiğimde, Cennetin kollarında Sevdamızı soluyacağımızı düşün. Şimdi, derin bir nefes çekip Kör bıçak gibi gözlerini sapla yüreğime. Tüm ışıkları söndürüp Karanlığı giydir üzerime. Gelecekse ölüm; Senin ellerinden gelsin. Sona erecekse ömrüm; Senin gözlerinde sona ersin. Sus ne olur. Cellâdım olmuşken gözlerin, Ellerinden gelen soğuk ölümü, Fakir yüreğim " onur " bilsin.

GÜL ve DİKEN

Özel Arama
1 gül Adamın birisi bir gül dikmiş, sabırla ve inançla sulamış ve açmadan
önce incelemiş.
Açmak üzere olan tomurcuğu görmüş ama sapının üzerindeki dikenleri
farketmiş ve "bu kadar güzel bir çiçek nasıl bu kadar sivri dikenlerle dolu
olabilir?" diye düşünmüş. Bu düşünceyle üzgün, gülü sulamayı ihmal
etmiş ve gül tam açacakken ölmüş.
Pek çok insan da böyledir. Her ruhta bir gül vardır.
Tanrı benzeri nitelikler, bize doğum sırasında ekilir
ve dikenlerimize veya hatalarımıza rağmen büyür.
Pek çoğumuz kendimize bakar ve sadece dikenleri ve hataları görürüz.
Kendimizden güzel birşey cçıkamayacağını düşünüp umutsuzluğa kapılırız.
İçimizdeki güzeli sulamayı unuturuz ve eninde sonunda o ölüp gider. Hiç
bir zaman potansiyelimizi farketmeyiz.
Bazıları kendi içlerindeki gülü görmezler; birilerinin onlara göstermesi gerekir.
Bir insanin sahip olabilecegi en büyük hediyelerden birisi, bir başkasının
dikenlerini aşıp, ona ulaşabilmesi ve içlerindeki gülü bulmasıdır.
Sevginin karakteristik özelliklerdinden birisi de budur…
bir insana bakmak, hatalarını bilmek ve onu hayatınıza kabul etmek….
ve sonrasındaki sureçte ruhlarının asaletini farketmek.
Başkalarına, hatalarının üstesinden gelebileceklerini farketmeleri için yardım edin.
Onlara içlerindeki "gül"ü gösterebilirsek, dikenlerini aşabilirler.
Sadece o zaman çok daha fazla açabilirler...

ÇOCUK KALSAYDIM..........

Özel Arama

Keşke Hep çocuk Kalsaydımda  ,

Dizimdeki YaraYı En Büyük ACI

                                   Sansaydım.......

Vuslatı senin yüreğinde yaşamaya geliyorum...

Özel Arama
İmkansızlığı yokluğun zindanda asıp
Vuslatı senin yüreğinde yaşamaya geliyorum.. "


Sana geliyorum umut tarlalarına " sevdamızın " güneşini ekerek. Vuslat kelimelerini tozlu raflardan indirip sana geliyorum. Biliyorum, avuçlarında hasretin alazları yanıyor.. Külleniyor vuslatın kelimeleri yüreğinde.. Bekle beni, avuç içlerindeki kör olası yangınları ıslak kirpiklerimle söndürmeye geliyorum. Yürüyorum zifiri uçurumları aşarak. Gözlerin " gelecek diye " perdelerin arasında gözyaşıyla ıslanmasın. Ben karanfillerin gülümsediği kuşluk vaktinde saçlarına süzüleceğim. Haydi, saat çoktan gece yarısını geçmiş olmalı oralarda..Uyutamasan da hasreti, ne olur gözlerini kapa yıldızlara.. Ben gelirken, yüzündeki hüzün bulutlarını topla göğünden ve uykuya dalmış " vuslat " türkülerini kaldır kirpiklerinden..

Umut fakiri sevdamla kana kana gülüşlerini avuçlarından içmeye geliyorum. Uykular haram sana kavuşana kadar. Geldiğimde bir tutsam ellerini, bir öpsem yüreğini goncalar tebessüm edecek toprağın altından..Güller dökülecek yıldızların avuçlarından..Ah bir sarılsam sana..Rüzgar bile kıskanırdı kavuşmamızı..Sana geliyorum. Leyla sına ağlamaklı Mecnun yoldaşım, Aslı sına kavuşması prangalı Ferhat ise arkadaşım oldu bu yolculukta. Biliyorum zaman akmıyor takvimlerin belinden..Saatler gece yarısını çoktan geçse de uzanamıyorsun yatağına..Hissediyorum bana kavuşmadan yatağına sanki çiviler serpiştirilmiş..Haydi, kapat perdelerini..Süzülmesin gözlerinden yanağına doğru ıslak nehirlerin..Mahpusa düşmesin sevda kokan kelimelerin..Bekle beni, geldiğimde cebinde biriktirdiğin gözyaşlarını yüreğimde kurutacağım. Doya doya sarılıp gözlerinde baharları soluyacağım.

Sana geliiyorum yetim cocukların düşlerini sırtıma yüklenerek. Aşındırıyorum vuslat kaldırımlarını..Karanlığı eze eze sana koşuyorum. Aldırma ellerimin titremesine. Kolay mı gözlerindeki solduğum " hayali " Cenneti nefesinde hissetmek ? Kolay mı ellerine sürülmüş bahar kokusunu doyasıya içime çekmek ? Kolay değil elbet..Kelimeler anlatamıyor içimde büyüyen heyecanı..Of dizlerim titriyor yine.. Ter basıyor alnımı..Yıllar haince güneşini vursalar da , gülen yüzünü soldursa da acılar ne olur ağlama ne olur..Sabır elbisesini giyin üzerine..Umutlarını kanatlandır karanlık gökyüzüne..Ben senin icin yollardayım..Azığım gülüşün , katığım acıların olmuşken biraz daha dayan gül yüreklim..Geldiğimde " vuslat " ateşiyle küllendireceğim arsız sancılarını..Ben sökeceğim takvimlerde asılı kalmış gözyaşlarını..Ne olur taş kundaklarda uyut hasretini..Ne olur silme ıslak kirpiklerini..Ben o ıslak yüreğini " sıcak umutlarımla" sileceğim..

Yürüyorum karlı dağları birer birer aşarak. Yorulsam bir an, buğulu bakışlarında " sağır akşamları " senin yanında karşılamanın huzuruyla dinleniyorum..Of serçe edalı bulutların koynunda yürür gibi sana koşuyorum. Bazen yolunu kaybetmiş yağmur yüklü bulutlar " vuslatın " kentini soruyor bana..Bende peşimden gelmelerini söylüyorum..Gögünü yitirmiş kuşları peşime takıp hep birlikte sana geliyoruz..

Sana geliyorken yokluğunu küllendirdim aldığım her nefeste..Hayalimde gözlerini kaç kez öptüm..Kaç kez gül bahçelerinden cicekleri çaldım....Sana geliyorum utangaç ve mahçup bir cocugun düşlerini yüregine sermek için. Gelirken, kaç kez pusulara düştüm. Hor görüldüm karanlıklarda...Öyle zifiri idi öyle katransıydı ki geceler, bastığım her adımda Yusuf un kör kuyuları sandım. Lokma lokma acılarını sundular boğazıma..Ne olur üzülme sen.. Gecelerde yakılsa da bedenim ne olur ağlama sen.. Küllerimden saçlarına gülleri motifleyeceğim.Denizlerin dibindeki incileri yüreğine dizeceğim..Biraz daha sabret uykusuzluga ve bu vuslat kokan yalnızlığa.

Uçurum kenarında toprağa kökleriyle delice tutunmuş "umut çiceklerini " yüreğimle toplamaya geliyorum. Başını dayayıp bir çocuk gibi utanmadan ağlayabileceğin " omuz " olmaya geliyorum.Dilimde Şehrayin türkülerini yakıp kaldırımları aşıyorum..Bil ki, bu yolculuk " vuslata " gebe.. Bu yolculuğun sonunda ya karanlıklarına yıldızları dizeceğim ya da saçlarına baharları işleyeceğim..Bu mapusluk, bu hasret bitecek elbet..Kangren gecelerin yoklugumda islenmeden, ak alınlı günlerin karanlığa bürünmeden kelebeklerin sırtından avuçlarına düşeceğim bir çiğ tanesi gibi..


" Sana geliyorum gül yüreklim
Vuslatı senin gözlerinde yaşamak için.
Uçurumları aşıyorum
Gözlerinde " hayali " Cenneti solumak için."

YALNIZ ADAM

Özel Arama
İyi kalpli, yalnız bir adam, bir gün bir koza bulur. Kozanın içinde küçük bir tırtıl vardır. Adam çok sever bu tırtılı, onunla tüm yalnızlığını, tüm sevgisini paylaşır.

Gel zaman git zaman tırtıl büyür, güzel bir kelebek olur. Adam, kelebeğine hayran... bırakamaz bir türlü...

Aslında kelebeğin aklında dağlar, kırlar, çiçekler vardır da; kıyamaz bir türlü adama ve sevgisine, yalnız bırakamaz Onu...

Üç günlük ömrünü sevildiği ve sevdiği yerde geçirmeye hazırdır...

Ama adam bilir ki;
"Sevmek bazen vazgeçmeyi de bilmektir..."

Kelebeğine son kez bakar ve onu salıverir özgürlüğüne, kırlarına, çiçeklerine doğru...

Kelebek mutlu olmasına mutlu olur ama hiç bir meltem, hiç bir çiçek yaprağı adamın avucunun sıcaklığını andırmaz...

Aklında adam, o çiçek senin bu çiçek benim
dolaşır saatlerce...

Adam bir kelebeğe sevdalı, bakıp durur boşluğuna. Kelebekse hala konacak sıcak bir
avuç aramakta...

Böylece kelebek şunu anlar:

Bazen Ait Olduğumuz Yer Orasıdır;

Sıcak Bir Avuçtur Biliriz

Ama O Yerin Bize Ait Olma İhtimali Bir Hiçtir ...

Böylece adam şunu anlar:

Hiç Bir Sevdayı Yalnızca Sevgiyle Yaşatamazsınız

O günden sonra kelebek, adama duyduğu özlemi gömecek bir dağ aramaya başlar, ama gücü tükenene dek arayıp da bulamayınca anlar ki;

HİÇ BİR DAĞ BİR ÖZLEMİ GÖMEBİLECEĞİNİZ KADAR BÜYÜK DEĞİLDİR ...

Adamsa artık sevdasını koyar sımsıcak avuçlarına;
kelebeğin yerine...

Herkes bir şeyler yaşar; iyi ya da kötü, doğru ya da yanlış...

Yaşadıklarından bir çıkarım yaparak hayatına bir yol verir; aynı zamanda düşüncelerine de...
Hayat yalnız bir gündür oda yaşadığınız bugündür.

Bırak SEVGİ seni bulsun...

Yaz geldi piknikciler keneye dikkat

Özel Arama
kene Keneler Nasıl Tanınır ve Nerelerde Bulunur?

Keneler otlaklar, çalılıklar ve kırsal alanlarda yaşayan küçük oval şekillidir. 6-8 bacaklı, uçamayan, sıçrayamayan hayvanlardır. Hayvan ve insanların kanlarını emerek beslenirler ve bu sayede hastalıkları insanlara bulaştırabilirler.
Ülkemiz kenelerin yaşamaları için coğrafi açıdan oldukça uygun bir yapıya sahiptir. Türlere göre değişmekle beraber kenelerin, küçük kemiricilerden, yaban hayvanlarından evcil memeli hayvanlara ve kuşlara (özellikle devekuşları) kadar geniş bir konakçı spektrumları mevcuttur.

Kimler Risk Altındadır?

Hastalık genellikle meslek hastalığı şeklinde karşımıza çıkar.

Tarım ve hayvancılıkla uğraşanlar
Veterinerler
Kasaplar
Mezbaha çalışanları
Sağlık personeli özellikle risk gurubudur.
Kamp ve piknik yapanlar, askerler ve korunmasız olarak yeşil alanlarda bulunanlar da risk altındadır.