YAŞAMA SEVİNCİM
GÜL KOKULUM,SABAH GÜNEŞİM,YANAN ATEŞİM,FIRTINALARDA SIĞINDIĞIM LİMANIM,NEFES ALIŞIM,HERKESDEN HERŞEYDEN ÖNCE GELENİMSİN

Gecenin avuçlarında güller yolluyorum vakitli vakitsiz sana
derin gözlüm..Bazen ağlaşıyoruz İkindi yağmurlarıyla…Ben onlara senin
gülüşlerini anlatıyorum, onlar ise bu imkansız sevdaya
ağlıyorlar..Gözyaşlarımızı toplayıp kurak iklimlerde koşuyor gözbebeklerimiz…Bir
kalem olsam, yetim çocukların yürekleriyle resmedilmiş utangaç yanaklarını
bırakıyorum cemrelerin kirpiklerine…Bazen de gülüşlerini seriyorum kelebeklerin
gözbebeklerine..Ve sen yaşarken uzaklarda, ben seni yaşıyorum suskunlugumda…Tek
istediğim ; Ilık meltem olup bahar kokan saçlarına düşmek, yüreginde yanmış bir
soluk olup dudaklarından toprağa süzülmek…
Seni hasret kelimelerinin dilsiz duvarlarına çizilmiş bir
figürden öte kelebegin gözyaşlarıyla yazıyorum derin gözlüm. Nedenini soracak
olursan gülüm; toprağa düşen her gözyaşında ciceklerin dudaklarında her zaman
yaşa diye. Biliyorum her canlı gibi bir gün vuslat şurubunu Azrail”in
avuçlarından kana kana içecegiz. Her
insan gibi toprağı gözlerinden öpüp
bulutların kanatlarında bu dünyadan göçecegiz . Lakin unuttuğun birşey var
sevdiğim. Bedenler çürüse de, diller unutsa da satırlara ilmeklenmiş gözlerin
her zaman yaşayacak. Sen benim yürek bahçemde Zümrüd-ü Anka”nın gözyaşlarıyla
beslenen ve gözlerimde nefes bilinen bir yudum ömürsün.
Her gün gözlerinde yeniden doğmak için avuç içlerine bir bebek gibi kıvrılıp soluklarına gömülüyorum yine. Kirpiklerine yaslanmış rüzgarların kanatlarına uzanıp gözlerinin huzurunu soluyorum. Yalnızlık anbarından bir dirhem sevgini dudaklarıma değdirip sana geliyorum derin gözlüm. Toprağa mevzilenmiş güneşe seni anlatıp sonsuzluğa çiziyorum güllerin gözyaşlarında yıkanmış ismini. Seni ' sende ' yaşamaya geliyorum. Şehvet yüklü duygularına kiracı olmaya değil; dizlerinde kütük misali ağlamak için yüreğine geliyorum. Ben gözlerine kangren acıları sermeye değil; yüzünün coğrafyasında cicek açmış gülüşleri gözlerine ilmeklemeye geliyorum. Yaşadığım şehrin tüm ışıklarını söndürüp yüreğinin aydınlığında karanlıklarımı ezmeye geliyorum. Haydi gözyaşlarınla sil terli yüreğimi, gülüşlerinle öp seni kirpiklerinden kıskanan gözlerimi. Nefeslerinden bir yudum sun susuz dudaklarımın kurak topraklarına.
Şimdi hasretini elimde ki kalemimin mürekkebime bırakıp klavyelerden alıyorum yokluğun sancılarını..Her tuşa basan ellerimle en çok senin ellerini öpmeyi özledim oysa…Sensizlikte kaçıncı güneş bu göz yaşlarımı sensiz kurutmaya gelen…Kaçıncı bahar bu yokluğundaki yüreğimde arsız karları eritmeye gelen.Bilemiyorum..hâlâ baş ucumda asılı duran resminle avunurum.her gün batımında bulutların kızıllaştığı anda yanına gelmeyi düşlerim hep. Gittin, takvimler sanma ki seninle değişti derin gözlüm..Gönül takvimlerinde yokluğunun tarihi var…O hiç çıkarmadığın gözlüğün ise hala duvarda.Bir gelsen içimdeki büyüyen hasret dağlarını eritiriz gülüşlerinle..Bir uzansan yüreğime, göğsünde ağlayıp senin kollarında uyusam keşke derin
Deniz Çakır, kendini ve oynadığı Ferhunde karakterini anlattırken beğendiği erkek tipini de açıkladı:Olgun,dolgun ve bonkör olacak
"Yaprak Dökümü"nün Ferhunde'si olarak akıllarda yer eden Deniz Çakır, bu dizide yer aldığı için kendini çok şanslı gördüğünü söyledi. Fettan gelin Ferhunde'yle benzer yanları olduğunu da itiraf eden Çakır, "Ferhunde çok güçlü bir kadın, benim de duruşum böyle. Ayrıca Ferhunde gibi ben de hayattan keyif almayı bilirim. Bir şeyi elde etmek istiyorsam mutlaka benim olur" dedi.
Erkekler konusunda da seçici olduğunu belirten genç kadın hoşlandığı erkek tipini de tarif etti: Biraz olgun olmalı,para sorunu bulunmamalı. Ben yaşıma göre çok olgun bir insanım. Erkekler kadınlara göre daha geç olgunlaştığı için benden 10 yaş büyük,olgun ve daha kariyerli olması beni karşı cinse daha çok çeker. Kariyerli olmasından da kastım, ne iş yaparsa yapsın ama işini iyi yapsın. Evde, işte ve yatakta. Bu bir bütündür.Bu üçgende başarılı olan erkek beni uçurur...