| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

superbabaanne

21 "sağlık haberleri" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"sağlık haberleri" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Çikolata ölüm riskini azaltıyor!

Özel Arama

cikolata İsveçli bilim adamları, çikolatanın, kalp krizinin ardından görülen komplikasyonlara bağlı ölüm riskini azalttığını bildirdi.

İtalyan La Stampa gazetesinde yer alan habere göre, Karolinska Enstitüsünde görev yapan bilim adamları, geçmişte kalp krizi geçirmiş 45-70 yaşları arasındaki bin 169 kişiyi 8 yıl boyunca gözlemledi. Haberde, bu kişilerin hiçbirinin diyabet hastası olmadığı da vurgulandı.

Haftada en az iki kez özellikle de bitter çikolata yiyenlerin kalp hastalıklarından ölüm oranlarının, hiç yemeyenlere nazaran 3 kez daha az olduğunu ortaya koyan araştırmanın sonuçları "Journal of Internal Medicine" dergisinin eylül sayısında yayımlandı.

Stres, cildin baş düşmanı

Özel Arama

Özellikle iş hayatındaki stres, cilt sorunlarını da tetikliyor.

En çok rastlanan cilt sorunlarını sivilcelenme ve ciltte kuruluk gibi rahatsızlıklar oluşturuyor. Anadolu Sağlık Merkezi’nden Cilt Hastalıkları Uzmanı Dr. Figen Akın, cilt sorunlarının giderilmesinde kullanılan kimyasal peeling ve kriyoterapi (dondurma) yöntemleri ile ilgili soruları yanıtladı.

Cilt sorunlarının en önemli nedenleri nedir?
Cilt problemlerinin çoğunun nedenini stres oluşturur. Stres, vücutta başta bağışıklık olmak üzere birçok sistemi etkileyerek çeşitli cilt hastalıklarına neden olur. 

Lekelenmeleri gidermek için uyguladığınız kimyasal peeling yönteminden bahseder misiniz ?
Kimyasal peeling işlemi, meyve asitleri kullanılarak uygulanmaktadır. Bu işlemle derinin esnekliğini sağlayan kolajen yapımı uyarılarak ince çizgilenmeler yok edilebilmektedir. Ayrıca cildin esnekliği artırılmakta, yağ dengesi sağlanarak, gözenekler sıkılaştırılmakta, ciltteki yüzeysel lekelenmeler ve akne izleri giderilerek cilt daha parlak ve sağlıklı görünüm kazanabilir. Peeling seans aralıkları, kolajen yapım süresi olan 21 gün yani üç haftadır. Seanslar üç haftada bir tekrarlanır.

İşlemden sonra nelere dikkat etmek gerekir?
Kimyasal peeling işlemi sonrası hastaların cildini güneşten koruması gerekir. İşlem sonrası ciltte kızarıklık ve hassasiyet olabilir. Peeling sonrası güneş koruyucu kremler önerilir.

Kriyoterapi (dondurma) yöntemi nedir?
Kriyoterapi işlemi, uygulanan bölgede doku harabiyetine neden olarak etkisini gösteren bir yöntemdir. Soğuk etkisiyle içindeki ve dışındaki saf su, buz kristalleri haline getirilerek hücre öldürülür. Bu yöntem için florokarbon, katı karbondioksit, nitröz oksit ve sıvı azot gazı gibi kriyojen maddeler kullanılmaktadır.

Bu yöntem hangi sorunlarda kullanılıyor?
Bu yöntem genellikle; siğil, güneş lekeleri ve çeşitli benign ve malign deri kanserlerinin tedavisinde uygulanmaktadır. Anestezi gerektirmeyen bir yöntem olduğu için avantajlıdır.

Herhangi bir yan etkisi var mı?
Kriyoterapi sonrası en önemli yan etki, uygulama bölgesinde ağrı, şişlik ve sıvı toplanmasıdır. Bu nedenle hastalara uygulamadan hemen sonra ağrı kesici  önerilmektedir. Uygulama bölgesinde iyileşme tamamlandıktan sonra deride renk açılması veya koyulaşma olabilmektedir.

Ne kadar zamanda sonuç alınmaktadır?
Sonuç alınma süresi lezyonun yerine, derinliğine ve büyüklüğüne göre değişir.

DOĞAL ESTETİK

Özel Arama

Yaşlanma belirtileri ciltte kırışıklıklarla başlıyor ve zamanla bu belirtiler kalıcı hale geliyor. Yaşlanma belirtilerinden biri de göz kapağındaki düşmeler. Ancak bu sorunun da artık doğal bir çözümü var!

Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Plastik Estetik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı, Este 7 Estetik Birimi yöneticisi Prof. Dr. Ahmet Karacalar, “Yaşlanma gözlerde başlar, gençleşme işlemlerinin de gözlerden başlaması gerekir” diyor.

Yaşlanma belirtileri ciltte kırışıklıklarla başlıyor ve zamanla bu belirtiler kalıcı hale geliyor. Yaşlanma belirtilerinden biri de göz kapağındaki düşmeler. Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Plastik-Estetik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı, Este 7 Estetik Birimi yöneticisi Prof. Dr. Ahmet Karacalar, “Göz kapağı torbaları sadece estetik değil, aynı zamanda bir sağlık sorunudur. Yaşlanma gözlerde başlar, gençleşme işlemlerinin de gözlerden başlaması gerekir” diyor

Dr. Karacalar, yaşlanmayla gözde oluşan değişimi şöyle anlatıyor:

“Üst göz kapağındaki deri fazlalıkları, görüş alanının üst ve dış bölümünü daraltmakta; okuma ve araba kullanmayı zorlaştırmaktadır. Bu fazlalıklar göz kapağı düşüklüğü olan kişilerde kapağın düşüklüğünü daha da arttırmakta ve sorunu ağırlaştırmaktadır. Görüş alanını arttırmak için bu kişiler aşırı kaş kaldırma hareketi yaptığından, özellikle akşam saatlerine doğru yorgunlukla kendini gösterir. Üstelik aşırı kaş kaldırma hareketi kişinin alın çizgilerini derinleştirmektedir. Bayanlarda üst göz kapağı makyajını zorlaştırmakta, istenmeyen boya kaymalarına neden olmaktadır. Üst kapaktaki gevşeklik kirpiklerin aşağı doğru bakmasına neden olarak, özellikle bayanlarda gözün çekiciliğini azaltır.

Alt kapakta da benzer sorunlar yaşanır. Alt kapaktaki fazlalık, göz kapağını daha aşağıya çekerek, gözün beyazının daha fazla görünmesine neden olur ve göze farklı bir anlam verir. Buradaki derinin gevşekliği uykusuz ya da yorgun bir ifadeye neden olur ve deri renginin daha koyu görünmesine yol açar. Alt deri gevşekliği yanında dışarı doğru fıtıklaşmış yağ torbacıkları, olumsuz bir görüntü verir. Alt kapaktaki ağırlık zaman için göz kapağı dış açısının aşağı inmesine neden olarak; farklı olumsuz etkilere de neden olur. Göz kapakları yüzümüzün en hızla yaşlanan ve yüzümüzün yaşını en hızlı belli eden yapıları olarak ayrı bir öneme sahiptir.”

Göz kapağı estetiğinde son yenilikler
Göz kapağı estetiğinde bazı yenilikler olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ahmet Karacalar, bu yenilikleri şöyle anlatıyor:
“Alt kapaktaki yağ torbalarının çıkarılması yerine, yayılması ve şekillendirilmesi işlemi en modern yöntemdir. Bu yöntem daha doğal sonuç verirken, kapak ile yanak arasında güzel bir uyum sağlar. Alt kapağa yara izi bırakmadan, kirpiklerin iç tarafından yaklaşmak dikişsiz bir yöntem olarak farklı avantajlar sağlar. Bu yöntem ile iyileşme oldukça hızlıdır. Kişi birkaç gün içinde normal yaşantısına devam eder. Alt kapak deri rengini açan ve deriyi sıkılaştıran lazer ve kimyasal soyucular da kapak estetiğini geliştirir. Üst kapaktaki fazlalıkların alın derisinin gevşemesine ve kaşın aşağıya inmesine bağlı olduğu durumlarda üst kapak ile ilgili yeni yaklaşımlar da vardır. Endoskopik estetik cerrahi işlemleri ile alın derisi sıkılaştırılıp, kaş eski yerine alındığında bu sorun çözülmüş olur. Bu tür durumlarda üst kapaktaki fazlalığın alınması, kaşın daha da aşağı düşmesine neden olacaktır.Alt kapak ve üst kapak için ameliyatsız bir şekilde bazı dolgu maddeleri ile sorunlar azaltılıp gizlenebilir ve kapaklar güçlendirilebilir. Bu yöntemde hyaluronik asit jel ya da yağ hücresi kullanılır ve kişinin sosyal hayatını kısıtlamaz.”

Dolgun göğüsler

Özel Arama

 Kilonuz hiç fena değil, hatta boyunuz-posunuz da yerinde. Ama yine de şöyle gönül rahatlığıyla dekolte kıyafetler seçemiyorsunuz... İşte dermanınız burada...

Hatta o güzelim bikiniler ve mayolar da üstünüzde istediğiniz gibi durmuyor. Çünkü göğüsleriniz küçük... İşte sizin gibi göğüslerinden yana dertli olanların imdadına plastik cerrahi yetişiyor. Meme büyütme operasyonları dünyada olduğu gibi ülkemizde de en popüler üç estetik ameliyattan birini oluşturuyor. Ancak kızgın kumlarda göğsünüzü gere gere yürüyebilmenizin de bazı koşullan var. Çünkü operasyonun beklediğiniz sonucu verebilmesi için bu tür ameliyatların hangi durumlarda yapılması gerektiğini bilmeniz gerekiyor. 30 dakikada sizi ihtiyacınız olan özgüvene kavuşturacak operasyon hakkında merak ettiklerinizi Op. Dr. Nuri Battal cevapladı.

Meme büyütme operasyonları hangi durumlarda uygulanıyor? Yani göğüslerinden çeken tüm hanımlar rahatlıkla kapınızı çalabilir mi?

Bu tür operasyonlar, genetik veya hormonal nedenlerle memelerinde yetersiz büyüme ve asimetrik farklar olan, hamilelikler ya da fazla kilo kayıpları sonucu memeleri küçülen herkese uygulanabiliyor. M Bu operasyonlar yaygın olarak silikon protezlerle yapılıyor. Ama biliyoruz ki, bazen hastanın kendi yağı da kullanılıyor.

Hangisi daha sağlıklı?

Meme büyütme ameliyatı genellikle silikon jel veya senim fizyolojikli meme protezleri kullanılarak yapılıyor. Silikon protezlerin kanser yaptığını ispatlayacak bir çalışma olmadığı için daha fazla tercih ediliyor. Hastanın kendi yağının kullanılması birçok tıbbi sakınca içermektedir. Konulan yağ zamanla taşlaşarak, meme filminde meme kanserini taklit eden görüntülere neden olur. Bu da doktorları yanıltarak, teşhiste hata riski yaratabilir. Ayrıca konulan yağ zamanla vücut tarafından eritildiği için, memenin 6 ay gibi kısa bir zamanda tekrar eski haline dönmesi de söz konusu olabilir. Bu yön¬tem sakıncaları nedeniyle tercih edilmemektedir.

Son aşamada protezin cinsine ve büyüklüğüne hasta mı karar veriyor?

Genellikle serum fizyolojikli, yani tuzlu su içeren protezler kullanılmasını öneriyoruz. Sıvı silikon içeren protezler Amerika'da kullanılmamaktadır. Çünkü bunların sızdırma riski var. Ayrıca herhangi bir patlama durumunda sıvı silikonun vücuda yayılma riski de bulunuyor. Sulu protezlerde ise patlama durumunda hasta hiçbir zarar görmez.

Operasyon ne kadar sürüyor ve sonrasında hastayı neler bekliyor?

Ameliyat süresi yaklaşık 20-30 dakika kadardır. Bu operasyon, meme başındaki kahverengi ve beyaz bileşkeden girilerek ya da koltuk altın¬dan yapılan 1.5-2 cm'lik bir kesiyle yapılıyor. Biz koltuk altını tercih ediyoruz, çünkü bu sayede memede herhangi bir iz kalmıyor. Meme başından veya meme altından kesi yapıldığında iyileşme daha uzun sürer. Halbuki operasyon koltuk altından yapıldığında iyileşme daha hızlı olmaktadır.

Hasta günlük aktivitelerine ne zaman geri dönebiliyor? Örneğin şimdi ameliyat olan bir hasta, haziran ayında denize girebilir mi?

Hasta, ameliyattan sonra 2-4 hafta süreyle özel bir sutyen takar ve 1-5 gün içinde normal günlük aktivitelerine geri döner. 2-3 hafta kadar ağır spor ve egzersiz yapamaz. Rahatlıkla çocuk doğurabilir ve süt verebilir. Denize gelince, bu ay ameliyat olan bir hastanın haziran ayında denize girmemesi için hiçbir neden yok.

Yeni göğüsleriyle yeni bir hayata başlayan hasta ne tür risklerle karşılaşabilir?

En sık karşılaşılan problem kapsül oluşmasıdır. Bu, protez etrafında vücudun oluşturduğu bir kılıf ile protezi sıkıştırmasıdır.

Göğüslerini büyüten hastalara bu tür risklerle karşılaşmamaları için neler öneriyorsunuz?

Ameliyat sonrasındaki ilk iki hafta sırt üstü yatın. Kollarınızın hareketini mümkün olduğu kadar azaltın. İlk hafta içinde ise az miktarda kol hareketleri yapın. Ağır kaldırmayın. Bu süre içinde araba kullanmayın. Bandajlarınız alınıncaya kadar meme bölgenizi ıslatmayın. Verilen masajları düzenli olarak yapın ve ilaçları kullanın.

Kullanılan protezlerin ömrü ne kadar?

Bu protezler bazen çok uzun yıllar dayanıklı olabileceği gibi bazen de 15-20 yıl sonra değiştirilmeleri gerekebilir.


Bu operasyonların maliyeti ne peki?

Fiyatlar hastaneye, doktora ve kullanılan proteze bağlı olarak farklılık gösteriyor. Yine de rakam vermek gerekirse 2 bin ila 5 bin dolar arasında değişiklik gösteriyor.

Silikon kanser riski taşır mı?

Meme büyütme operasyonları sağlıklı koşullarda yapıldığı takdir-kanser riski taşıyor mu? Kadınlar bu türlü söylentilere kulak assınlar mı?

Amerika'da silikon protezli kadınların ünlü plastik cerrahlara ve silikon üreten firmalara dava açmasıyla, silikon maddesi mercek altına alındı. Ünlü firmalar yıllardır silikonu araştırıyor. Araştırmalardan çıkan sonuç ise hep aynı; silikon kanser yapmıyor.

İdrar Kaçırma Sorunu

Özel Arama
yalnız kadın

Geçen gün Jinekolog Prof. Dr. Ergin Bengisu ile çalışan kadınların problemlerinden konuştuk. Ergin Hoca, “İşyerlerinde idrar kaçırma çalışan kadınların büyük problemi” dedi. Ben de konuyu bizim için anlatmasını rica ettim. İşte Ergin Hoca’nın bu konuda anlattıkları ve önerileri: İşyerinizde veya hayatınızda idrar kaçırma probleminiz var ise bazı öneriler sizi rahatlatabilir. Tabii bu probleminizi jinekoloğunuzla görüşmeniz en doğru yol, o size çok yardımcı olabilir.

İyi kaliteli özel emici ped kullanın. Emici nitelikteki inkontinans pedleri âdet dönemlerinde kullandığınız pedlerden farklıdır. Bunlar çocuk bezleri gibi bir toz içerir. Bu da idrarı jele dönüştürerek daha fazla sıvı tutmasını sağlar.
Kafeini azaltın. Bir toplantıda otururken iki ya da üç büyük fincan çay veya kahve içtiğinizde mesaneniz dolacaktır. Ayağa kalktığınızda ise sızıntı olabilir. Kahvedeki kafein bir idrar söktürücü olduğundan kaza ihtimalini artıracaktır.
Koyu renk pantolon giyin. Bunlar küçük lekeler dahil birçok problemi de gizler.

Kegel egzersizleri

Toplantılarda bile mesane civarı kasları geliştiren Kegel egzersizleri yapabilirsiniz, kimse fark etmez. Mesaneyi kontrol eden leğen kaslarını ve bu kasları doğru anda kasmayı öğrenebilirsiniz. Örneğin gülerken idrar kaçırıyorsanız o anda kaslarınızı kasın. Kegel egzersizinde idrar akımını durdurmak için kullandığınız kasları kasarsınız. Kasmayı üç saniye sürdürün sonra gevşetin. Bunu 8-10 kez tekrarlayın. Haftada en az üç defa bu egzersizi yapın. Bu tip egzersizler için size jinekoloğunuz yol gösterebilir.

Mesane eğitimi

Bu eğitimde başlangıçta iki saatte bir tuvalete gitmeyi planlayın. Tuvalet molaları arasındaki süreyi yavaş yavaş artırın. Amaç, mesaneyi üç dört saatte bir tuvalete gidecek şekilde eğitmektir. Bu da tuvalet alışkanlığınıza mesanenizin değil, saatin hükmetmesini sağlayacaktır. Peser kullanın. Çıkarılabilen bu araç doğumdan sonra idrar inkontinansını önlemek için pelvik organların desteklenmesine yardımcı olur. Kadınlar genellikle yıllarca başarıyla peser kullanabilir.
Derin nefes alın. Sıkıştığınızda derin nefes alma gibi gevşeme egzersizleri inkontinansta yardımcı olabilir. Sıkışma hissi geçtikten sonra beş dakika bekleyin ve artık ihtiyaç hissetmeseniz de tuvalete gidin. Bu bekleme zamanını yavaş yavaş artırın.
Sıkı durun. Gülerken ya da öksürürken leğen (pelvis) kaslarınızı kasmayı unutmayın. Bu idrar kaçırmayı önlemenize yardımcı olabilir.
Bazı yiyeceklerden uzak durun. Yedikleriniz ve içtikleriniz, aldığınız  ilaçlar idrar kaçırma üzerine etkili olabilir bunlara da dikkat edin, sizi sık idrara gönderen yiyeceklerden uzak durun.
Ancak bu konuda kendinizi yalnız hissetmeyin, çünkü kadınların üçte birinde bu sorun vardır. İdrar kaçırma sorunu doğum yapan kadınlarda daha da artmaktadır. Belki size biraz abartılı gelebilir ama normal doğum yapanlarda bu risk doğurmamışlara göre üç misli artmaktadır. Özellikle gebelikte idrar kaçırma problemleri çok belirgin olanlarda doğumdan sonra da bu şikâyetlerin devam etme olasılığı vardır.
Menopoz sonrası dönemde kadınların idrar şikâyetleri artmaya başlar ancak bu daha ziyade sık idrara gitme, idrar hissi geldiği zaman tuvalete yetişememe korkusu şeklindedir. Bunun en önemli nedeni östrojen hormonu eksikliğidir. Bu hormonun eksikliğinde mesane mukozası (mesanenin içini örten ince tabaka) incelmekte ve mesane adalesi idrar yapma hissine karşı daha hassaslaşmaktadır.
Bu dönemde kadınların ağrı kesici gibi ilaçları daha sık kullanmaya başlamaları ve bu ilaçların idrardaki atıkları mesaneyi daha da hassas hale getirir. Bir de buna kadınların sık idrara çıkma kaygısı ile aldıkları sıvı miktarını da azaltmaları eklenirse bu ilaç atıklarının mesane üzerindeki etkileri katlanmakta ve şikâyetler daha da artmaktadır.

Aklınızda bulunsun
Postmenopozal dönemde çok idrara çıkacağım kaygısı ile içtiğiniz suyu kısıtlamayın. Şikâyetleriniz için jinekoloğunuza başvurun. Size zayıf etkili östojen hormonu içeren bir fitil vererek sorunu büyük ölçüde çözümleyecektir.
Bütün bu önerilerimize rağmen şikayetleriniz devam ediyorsa ürojinekoloji (idrar kaçırma şikâyetleri ile ilgilenen jinekolog)  uzmanına başvurunuz. Size yapılacak bazı testlerden sonra çarenin ameliyat mı, fizik tedavi mi veya ilaç tedavisi mi olduğu kararı verilecektir.
Şunu da unutmayın ki idrar kaçırma şikâyeti olan kadınların yüzde 50’si ürojinekoloji uzmanlarınca verilecek olan fizik tedavi sonrasında şifa bulurken, yaklaşık diğer yüzde 50’sinde cerrahi müdahele gerekecektir.

Dr. Hasan İnsel

ANNE OLMAK GÜZEL

Özel Arama

Gelişen tıbbi imkanlar sonucunda kadınların da herşeye rağmen anne olma isteği artıyor. Çeşitli yollarla çocuk sahibi olma şansının da artmasıyla “mommy madness” yani “anne olma çılgınlığı” eğilimi de baş gösteriyor.

Çiftlere anne ve baba olarak mevcut durumlarının dışında yeni bir statü kazandırması, çocuk sahibi olma isteğini arttırıyor. VKV Amerikan Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Psikolog Aslı Akkan, çağımızda anne-baba olma psikolojisi ile ilgili soruları şöyle yanıtlıyor:

1. İnsanların çocuk sahibi olmak için bütün şartlarını zorlamasını neye bağlıyorsunuz?
Çoğalıp genlerini nesilden nesile taşımak her canlının olduğu gibi insanın da evrimsel bir ihtiyacıdır. Ancak özellikle günümüzde, çocuk sahibi olmak sadece bu evrimsel kodların getirdiği bir gereklilik değildir. Çocuk sahibi olmak kişilere yeni kimlikler, title’lar ve sosyal statü değişiklikleri kazandırmaktadır. Çocukla birlikte birey sadece eş, arkadaş, çalışan, sporcu, öğretmen, doktor vs. olmayıp “anne” ya da “baba” kimliğine bürünmektedir. Benzer kimlikler de o benzer kimlikteki diğer kişilerle ortak paydalar/paylaşımlar yaratmakta ve yeni sosyal düzenlemelerin beraberinde gelmesine yol açmaktadır. Sosyolojik açısının yanı sıra, çocuk sahibi olmak bireylerin karakter özelliklerine bağlı ihtiyaçlarını da karşılamalarını sağlayacaktır. Örneğin bağımlı kişilik yapısına sahip bir birey bu özelliğinin sonucu oluşan “sürekli onanma ve sevilme ihtiyacını” çocuğu üzerinden sağlayabileceğine inanabilir. Ya da mükemmeliyetçilik özellikleri yoğun olan, hayatını hep “meli/malı” lar üzerinden yöneten bir kişi “toplumun bir parçası olmak adına çocuk sahibi olunmalıdır” inancıyla çocuk sahibi olmayı daha da isteyecektir.

2. Tüp bebek yöntemlerinin yaygınlaşması 'anne olma çılgınlığını' ne kadar arttırdı?
Gelişen tıbbi imkanlar doğal olarak eskiden çocuk sahibi olma olasılığı olmayan kişilerin de artık bir şansının olmasına yol açtı. Bu da daha fazla kişinin anne baba olmasına neden oldu. Tüp bebek yönteminin getirdiği kolaylıklar sayesinde sadece infertilite sorunu olan bireyler değil, aslında kimi zaman riskli grupta olarak görülebilecek belli yaşın üstündeki kişiler de anne baba olabilme olasılıklarını fark ettiler.

3. 58-60 gibi çok ileri yaşlarda anne olunması hakkında neler söyleyeceksiniz?
Fizyolojik açıdan değerlendirmesini yine bir tıp doktorunun yapmasının daha uygun olduğunu düşünüyorum. Psikolojik açıdan ise bu yaşlarda anne olunmasının sakıncaları olabilir. İlk annelik ise bu yaşta “annelik” kimliğine adapte olabilmek oldukça zor olacaktır. Zaten bu kimliğin sorumlulukları genç bir birey için bile oldukça meşakkatli iken ileri yaşlarda bireyin sarf edeceği hem fiziksel hem de psikolojik emeğinin ve dolayısıyla yorgunluğun artması kaçınılmazdır. Çocuğunu büyütürken ise, birey azınlıkta kalacağı (etraftaki anneler ondan çok daha genç olacağı) ve azınlıkta kalmak da kişiye yeni bir psikolojik baskı getireceğinden bu yaştaki anne diğerlerine nazaran daha çok savaş veriyor olacaktır.

4. Türk toplumunda 'çocuk sahibi' olmak ve 'çok çocuk sahibi olmak' ne anlama geliyor sizce?
Çocuk sahibi olmayı Türk toplumu açısından değerlendiren direkt bir araştırma hakkında bilgim yok. Ancak bugüne kadar gördüğüm danışanlarımdan yola çıkarak Türk kültürü içinde ebeveyn olmak toplum normları açısından oldukça önemli. Danışanlarımın belli bir sosyo - ekonomik düzeyde olduğu düşünüldüğünde ise ebeveyn olmanın onlar için kendi duygusal ihtiyaçlarını tatmin etmek kadar sosyal statude ki titrlerine bir yenisini etkilemek olduğunu söyleyebilirim. Tabii ki istisnaları vardır.

5. Ünlülerin erken yaşta çok çocuk sahibi olması da 'mommy madness' denilen olgunun artmasına neden oluyor mu?
Ünlüler toplum için çoğu zaman örnek teşkil eden kişilerdir. Bireyler çoğu zaman için kendilerini tanımlamak adına kendilerini rol modelleri üzerinden belirlerler. Kimisi için bu rol modeli eş dost akraba iken kimileri için “ünlüler”dir. Özellikle düşük sosyo ekonomik seviyeye ait bireylerde ünlülerle özdeşleşme çabası oldukça fazladır. Bunun sonucu olarak nasıl bu bireyler o “ünlü”ler gibi giyinip, onlar gibi konuşup, onlar gibi yaşamak için çaba sarf etmeye çalışıyorlarsa onların yaptığı birşey olan “çok çocuk” sahibi olmak olgusunu da benimsemeyi deneyeceklerdir. Ancak Türk toplumu gibi zaten çok çocuklu olmanın oldukça yaygın olduğu bir toplumda bunun etkisi diğerlerinin(eğitimsizlik, bilgisizlik, töre baskısı vs.) daha minimaldir.

6. Anne olmamış bir kadının anneliği herhangi bir şekilde ikame etmesi fiziksel ve ruhsal açıdan mümkün müdür?
Bu sorunun iki yanıtı olabilir. Anne olmamayı seçen bir kadın için zaten bu role duyulan ihtiyaç yoktur. Anne olmayı istediği halde infertilite veya evlenmeme dolayısıyla çocuk sahibi olmayan bir kadın için ise evlat edinme ruhsal açıdan bir tatmin kesinlikle olacaktır. Bu olasılık yok ise kadının diğer kimliklerine yoğunlaşması ve o kimlikleriyle kendini daha özdeşleştirmeye çabalaması önerilebilir.

7. 'Mommy madness' denilen olguda evrimin ve tabiatın rolü nedir?
Çoğalma evrimsel bir içgüdüdür doğru. Bunun şu sıralar artışında evrimin rolü ise sosyolojinin konusudur.

8. 'Mükemmel annelik' rolü kadınların sosyal yaşamını nasıl etkiliyor?
21. yy.’da annelik eskiye oranla çok daha zor. Eskiden kadının rolleri arasında “çalışan kadın” rolü yoktu veya çok daha az yer kaplıyordu. Şimdi ise çalışan kadın anne oluyor. Gün içindeki zamanı çalışmayan annelerle aynı, 24 saat, ancak görev tanımı artıyor. Ayrıca bilinçli olmak adına her gün artan “annelik” le ilgili kitaplar, programlar, bilgiler kadının annelik deki rolünü daha da zorlaştırıyor(beklenti artıyor). Toplum ve kişi “anne”nin üzerine her gün daha fazla yük koyuyor. Eğer kişi de mükemmeliyetçi bir yapıya sahipse bu rolü tüm yanlarıyla benimsemek zorunda hissediyor. Fakat bu her zaman mümkün olmuyor. Kapasiteden fazlası istenmiş olabiliyor. Kişi yapamayınca ya pes edip suçluluk duyuyor ya da pes etmemeliyim diye ısrar ederek kendini tükenmişlik hatta depresyon sürecinde buluyor.

9. Yeni annelerle eski kuşak anneler arasında ne tür farklar gözlüyorsunuz?
Günümüzde çalışmak kadına daha özgür, daha yetkin ve daha kendi ayakları üstünde yaşayabileceği bir hayat sunuyor. Bunu her geçen gün daha iyi fark eden ve sosyal imkanları da tüm Dünya da artan kadın eğitim ve çalışma hayatına verdiği önemi git gide arttırıyor. Eskiden kadın için evlenip çoluk çocuğa karışmak öncelik iken (toplum normları ona itiyordu) şimdi eğitim öğretim derken kadının evlenip çoluk çocuğa karışması gecikiyor. Hatta öncelik olmaktan çıkıyor. Tabii “yetkin” ve “mükemmel” kadın tanımı için de anne olmak da olduğu için kadın herşeye yetmeye çalışıyor. Çocuk da yaparım kariyer de gibi reklam cingılları, şarkılar türemeye başlıyor. Her ne kadar bu yeni anneler ellerinden gelen herşeyi hatta belki eskilere göre daha fazla şeyi de yapsalar sürekli bir yetememe duygusu içinde olabiliyorlar. Her zaman daha fazlasını yapabilmek gibi bir ihtiyaç doğuyor.

Kimi zaman suçluluk ve yetersizlik hisleri o kadar çoğalabiliyor ki duygudurum bozuklukları bile yaşayabiliyorlar. Bu durum illa çocuk büyürken değil hamileliğin başlarında bile başlayabiliyor. Günümüz annesi geçmişe göre çok daha kaygılı.

10. Anneliği bir meslek ya da 'full time bir iş' olarak görenler hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bu abartılmadığı takdirde çok olağan bir düşünce tarzı. Annelik çok büyük sorumluluk ve yükümlülükleri beraberinde getiren bir yeni kimlik kadın açısından. Ama asla bir görev ya da iş olarak algılanmamalı. Çünkü böyle algılandığında çocuk anne arasındaki bağ git gide sanallaşmaya ve “iyi” anne – çocuk ilişkisi kurulamamaya başlayacaktır.

Yumurtasız kahvaltı olmaz

Özel Arama
yumurta
 
Sabah kahvaltısında yumurta yemek dikkati artırıyor ve tüm gün zinde tutuyor.

Sabah kahvaltısında yumurta tüketmenin önemine dikkat çeken Hacettepe Üni. Sağlık Bilimleri Fak. Beslenme ve Diyetetik Bölümü’nden Prof. Dr. Neslişah Rakıcıoğlu, sabah kahvaltısında yumurta tüketilmesinin, dikkati artırdığını ve öğlen saatlerine kadar kişinin kendini tok hissetmesini sağladığını belirtti.

“Kıran Kazanır” kampanyası ile kamuoyunu yumurtanın faydaları hakkında bilinçlendirmeyi amaçlayan Yum-Bir’e (Yumurta Üreticileri Merkez Birliği) proje bilimsel danışmanlığı da yapan Prof. Dr. Neslişah Rakıcıoğlu, özellikle hızlı büyüme ve gelişme dönemindeki çocukların bilişsel performansları, öğrenme düzeyleri ve gelişimleri üzerindeki olumlu etkileri sebebiyle kahvaltılarında yumurtanın eksik olmaması gerektiğini söyledi.

Son yıllarda yapılan birçok çalışmada, kahvaltının okul çağı çocuklarında bilişsel performans ve öğrenme düzeyleri üzerine olan etkilerinin incelendiğini belirten Rakıcıoğlu, çalışmaların sonuçlarına göre, düzenli kahvaltı yapan yetişkinlerde ruhsal durum, hafıza ve mental işlevlerinin, çocuklarda ise okul performanslarının (okula devam etme, öğrenme kapasitesi, eğitilebilirlik durumu) daha iyi olduğuna dikkat çekti. Rakıcıoğlu, öğün atlamayan, sabah kahvaltı yapma alışkanlığı olan bireylerin uzun dönemde beslenme düzeyi ve sağlık durumlarında gelişim gözlemlendiğini söyledi.

Yumurta diyet programlarında da gönül rahatlığıyla tercih edilebilir…

Prof Dr. Neslişah Rakıcıoğlu’nun açıklamalarına göre; kahvaltıda glisemik indeksi düşük ve orta olan besinlerin tercih edilmesi öğlene kadar olan dönemde kişinin kendisini tok hissetmesini sağlıyor. Kahvaltıda karbonhidrat kaynağı olarak yulaflı ürünler, tam tahıl unundan kepekli ekmekler gibi düşük glisemik indeksli besinlerin tüketilmesi kan şekeri düzeyinde uzun dönemde hafif bir artışa neden olur. Sabah kahvaltısına eklenen bir yumurta, yüksek protein içeriği sayesinde insülin yanıtını artırır.

Düşük glisemik indeks içerikli bir kahvaltı sonrasında, öğle yemeğinde enerji alımının daha düşük olduğu görülmüştür. Yine hafif şişman ve şişman yetişkinlerde yumurtanın yer aldığı bir kahvaltının tüketilmesi öğle öğünü ve gün içerisinde daha az enerji alımını sağlamıştır. Ağırlık kaybı programlarında, öğündeki karbonhidratlı besinlerin azaltılması ve yüksek kaliteli protein düzeyinin artırılması ile vücut kompozisyonunda olumlu değişikliklerin sağlanabileceği bildirilmiştir. Bu nedenle sabah kahvaltısında yumurta tüketilmesinin vücut ağırlığını kontrol uygulamalarında yararlı olabilecektir. Kahvaltı içeriğinin geliştirilmesinin şişmanlığa neden olacağı konusunda bir kanıt olmamakla birlikte, sabah kahvaltısını atlayan çocukların daha şişman oldukları saptanmıştır. Kahvaltı yapılması ve ağırlık kontrolü arasındaki ilişkide fiziksel aktivite yapma durumunun da etkili olabileceği düşünülmektedir.

Soğukta gözlerinizi koruyun

Özel Arama
Kış aylarında cilt bakımına, saç sağlığına ve beslenmeye dikkat ederken vücudumuzun en hassas organlarından gözlerimize çok fazla özen göstermeyiz.Soğukta gözlerinizi koruyun

Oysaki soğuk havalar ve zorlu kış şartları göz sağlığımız ile ilgili büyük bir tehlike unsurudur. Kış aylarında; göz alerjileri, gözlerde kızarıklık, çapaklanma, kaşıntı, sulanma, yanma, batma, ağrı ile kendini gösteren göz enfeksiyonlarına kadar pek çok sorun baş gösterebilir. Bu nedenle göz sağlığına kış aylarında özellikle dikkat edilmesi gerekir. Memorial Göz Merkezi'nden Op Dr Mustafa Temel, “Kış aylarında sık görülen göz enfeksiyonları ve korunma yolları” hakkında bilgi verdi.

Göz alerjilerinden korunun

Normalde gözler de vücudumuzun diğer bölümleri gibi pek çok mikroba karşı dirençlidir. Gözün dışa açık kısımlarını devamlı yıkayan, temizleyen gözyaşı; enfeksiyondan korunmada önemli roller oynar ve içinde mikroplara karşı bazı maddeler taşır. Gözyaşı azaldığında ya da yapısı bozulduğunda, enfeksiyon riski artar. Ayrıca; göz alerjileri, soğuk havaya maruz kalmada enfeksiyon için risk oluşturur.

Temizlik şart

Konjonktiva, kornea, kapaklar, gözyaşı sistemi iltihapları sıklıkla karşılaştığımız enfeksiyonlardandır. Tek veya iki taraflı olabilir. Konjonktivitler bakteriler, virüsler başta olmak üzere çeşitli mikroplarla olabilir ve alerjiler, kimyasal maddelerle temas, tedavi edilmemiş gözlük kusurları, kontakt lens kullanımı, göz ve el temizliğine dikkat etmeme gibi nedenler, mikropların enfeksiyon yaratmalarında etkili olabilir.

Kornea tabakasında oluşan enfeksiyonlar ise görmeyi de etkileyebilir, kalıcı görme kaybına yol açabilir hatta tedavi edilmediği takdirde gözün kaybına kadar da gidebilir. Herpes keratiti, bakteriyel keratit en bilinenlerdendir. Mantar keratiti çok seyrek olmakla birlikte üstesinden gelinmesi bir hayli zor bir klinik durumdur. Hastalar başka hastalıklarda olduğu gibi bu hastalıklarda da bazen maalesef uzmanına danışmadan, başkalarının önerisiyle, bilmeden kortizon gibi son derece zararlı olabilecek bazı ilaçlar kullanmaktadırlar. Bu kullanım görme kaybına yol açabileceği gibi daha sonra uygulanacak doğru tedavinin başarısızlığına da neden olabilir. Kornea enfeksiyonlarında; batma hissi, ışıktan rahatsızlık çoğu kez en rahatsız edici şikayetlerdir. Ancak kızarıklık, sulanma şikayetleri de sıklıkla görülür.

Havalar soğudu hastalıklar arttı

Özel Arama
Konya'da hava sıcaklığının düştüğü son 14 günde üst solunum yolu enfeksiyonu şikayetiyle Numune Hastanesine başvuranların sayısı 5 bin 290 kişiyi buldu.

Konya Numune Hastanesi Başhekimi Dr. Rıza Sarıbabıçcı,  havaların soğumasıyla birlikte nezle, grip, soğuk algınlığı, orta kulak iltihabı, farenjit, larenjit gibi genel olarak üst solunum yolu enfeksiyonları olarak adlandırılan sağlık sorunlarında artış yaşandığını kaydetti.

Değişik mikropların, virüslerin ve bakterilerin neden olduğu üst solunum yolu enfeksiyonlarının bu dönemde yoğun olarak görülmesinin en belirgin nedeninin hava sıcaklıklarında yaşanan ani değişimler olduğunu ifade eden Sarıbabıçcı, son 14 günde üst solunum yolu enfeksiyonu şikayetiyle Konya Numune Hastanesine başvuranların sayısının 5 bin 290 kişiye ulaştığını ifade etti.

Sarıbabıçcı, soğuk havanın üst solunum yolu enfeksiyonlarına davetiye çıkardığını vurgulayarak, şunları kaydetti:

“Soğuk havaya bağlı olarak kapalı mekanlarda uzun süre kalınması ve soğuk havanın vücut direncini düşürmesi üst solunum yolu enfeksiyonlarına davetiye çıkarıyor. Sigara kullanmak, dengeli beslenmemek, uyku düzeninin bozuk olması, kişinin alerjik yapıya sahip olması, anatomik nedenler ve başka kronik hastalıklar üst solunum yolu enfeksiyonlarına yakalanma riskini artırıyor. Yetişkinler, yılda 2-3 kez üst solunum yolu enfeksiyonu geçirirken, çocuklarda görülme sıklığı daha fazla oluyor.”

Üst solunum yolu enfeksiyonlarında çoğu zaman antibiyotik kullanımının gerekmediğini dile getiren Sarıbabıçcı, “enfeksiyonlar burun akıntısı, hapşırık, ateş, öksürük, baş ağrısı, geniz akıntısı, kulak ağrısı, boğazda yanma ve ağrı, adale ağrıları, halsizlik ve iştahsızlık gibi belirtilerle ortaya çıkabilir. Tedavide, hastanın ağrı ve ateş şikayetlerine yönelik ağrı kesici ateş düşürücü ilaçlar önerilir” diye konuştu.
havalar soğudu

HASTALIKTAN KORUNMAK İÇİN

Dr. Sarıbabıçcı, evde alınabilecek küçük tedbirlerle rahatsızlığın kısa sürede ortadan kaldırılmasının sağlanabileceğini kaydederek, hastanın yeterince havalandırılmış, sigara dumanından uzak bir ortamda istirahat ettirilmesinin, dengeli ve yeterli beslenmesinin, bol sıvı tüketmesinin, ortamın nemini artırıcı önlemler alınmasının ve hijyen kurallarına dikkat edilmesinin tedaviye yardımcı olacağını söyledi.
Sarıbabıçcı, üst solunum yolu enfeksiyonlarından korunmak için alınması gereken tedbirleri şöyle sıraladı:
“-El ve genel vücut temizliğine dikkat edilmeli.
-Yeterli ve dengeli beslenilmeli.
-Sigara, alkol ve stresten uzak durulmalı.
-Vücudu fazla yormamalı.
-Kapalı ve kalabalık mekanlardan mümkün olduğunca uzak durulmalı.
-Düzenli uyumalı.”

Vücudunuzun verdiği 10 mesaj

Özel Arama
Belki farkında değilsiniz ama vücudunuz size sık sık hastalıklarla ilgili sinyaller verir. Bunlara dikkat ederek hastalıkları oluşma aşamasındayken engellemek elinizde. Sağlıklı yaşam için vücudunuzun neler söylediğine bir göz atın..

ARA SIRA DÜZ YAKKABILAR GİYİN

Amerika'da Virginia Üniversitesi'nin yaptığı bir araştırmaya göre stilettolar, düz ayakkabılara oranla diz ve kalçalara yüzde 25 daha fazla basınç uyguluyor. Bu yüzden, babetlerle barışma vakti geldi. Ayrıca eklemlerinizdeki basıncı azaltmak ve omurganızı sağlamlaştırmak için bel bölgesi kaslarınızı çalıştıran egzersizler yapmalısınız.

 

BACAK BOYU ÖNEMLİ

Eğer bacak boyunuz kısaysa sigara ve alkol kullanmadan önce iki kez düşünün. İngiltere'de Bristol Üniversitesi'nde yapılan farklı iki araştırmaya göre 75.8 cm'den kısa bacak boyuna sahip kadınların kalp ve karaciğer hastalıklarına yakalanma riski diğerlerine göre daha fazla.

 

NEFESİNİZİ KONTROL EDİN

Ağız kokusu problemi yaşıyorsanız dişçiye gitme zamanı geldi demektir. Çünkü diş çevresinde oluşan plak tabakası, ağız kokusuna sebep olabilir. Bu da ileride diş etleriyle ilgili ciddi sorunların habercisidir. Günde iki kez dişlerinizi fırçalamayı, haftada üç kez diş ipi kullanmayı ihmal etmeyin.

 

LEKE VE BENLERİ TAKİP EDİN

Bacaklarınızda birdenbire ortaya çıkan lekeleri, renk veya şekil değiştiren benleri dermatoloğunuza en kısa zamanda göstermelisiniz. Bu sayede sinsice yaklaşan birçok tehlikenin de önüne geçmiş olacaksınız.

 

KULAKLARINIZI DİNLENDİRİN

İngiltere'de yapılan bir araştırmaya göre her beş gençten biri yüksek sesle müzik dinlediği için işitme problemi yaşıyor. Uzmanlar sesin kısılmasını ve kulaklıkla dinleniyorsa 20 dakikada bir mola verilmesini söylüyor.

 

EKLEMLERİNİZİ ŞIMARTIN

Kronik eklem ağrıları; bilek, boyun, parmak ve kollarda ortaya çıkar. Bu ağrıları pek önemsemeyiz ama bunlar ciddi kemik ve kas rahatsızlıklarının habercileri olabilir. Zamanla kronikleşen bu ağrılarla baş etmek zordur. Gün boyu bilgisayar karşısında çalışıyorsanız dik oturmayı ve kısa aralıklarla esneme egzersizleri yapmayı unutmayın.

 

IŞILDAYAN GÖZLERE SAHİP OLUN

Göz doktorları keskin görüş ve genel göz sağlığı için A vitaminini öneriyor. Peki A vitaminini nelerden alabiliriz? Ispanak, patates, balkabağı, mango ve tabii havuçtan.

 

TIRNAKLAR VİTAMİNİN SÖZCÜSÜ

El ve ayak tırnaklarında beliren beyaz lekeler genelde çinko eksikliğinin belirtisi. Kaşık şeklindeki tırnaklar ise daha fazla demir almanız gerektiğini söyler. Kolay kırılan tırnaklar için en iyi çözüm omega- 3 yağ asidi takviyesidir.

 

GÖĞSÜNÜZ KURUMASIN

Sigaranın zararlarına bir yenisi eklendi. Uzmanlara göre sigara, cildin nem kazanmasını ve parlamasını sağlayan kolajeni parçalıyor. Ayrıca göğüs bölgenizin de kurumasına neden oluyor. Bu kuruluk zamanla kırışıklıklara da sebep olabilir.